Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
45 sonuçtan 21 ile 40 arası
  1. #21
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kalça Çıkığı
    Kalça Çıkığı Uyluk kemiği başının kalça eklemindeki yuvasından çıkması.

    Yetişkin kişide, normal olarak, kalça ekleminde uyluk kemiğinin başı eklem yuvasına sıkıca yerleşmiştir ve ancak çok ciddi zedelenme olaylarında yerinden çıkabilir. Bu çıkık öne veya arkaya olabileceği gibi uyluk kemiği istikametinde gelecek travmalarda uyluk kemiğinin başı eklem yuvasını kırarak çıkık kalça boşluğuna doğru da gelişebilir. Çıkık sıklıkla arkaya doğru olur ve o zaman siyatik sinirinin zedelenmesine bağlı bacak felci veya kanlanma yetmezliğine bağlı uyluk kemiği başının hayatiyetini kaybetmesi gibi komplikasyonlar gelişebilir. Çıkık, genel anastezi (narkoz) altında yerine konur ve bacak, alçı veya çekici tarzda askıya alınarak, eklem, dört hafta hareketsiz tutulur. Bu süre, eklem kapsülü yırtıklarının şifasına imkan verir. Bazı vakalarda çıkığın cerrahi olarak yerine konması gerekebilir. Öne doğru çıkıklarda komplikasyonlar daha azdır. Tedavi bir önceki gibidir. Kalça boşluğu içine doğru olan çıkıklarda olay hafif ise uyluğun çekici tarzda askıya alınması yeterli olabilir. Eğer ciddi ise ameliyatla eklemin hareketinin dondurulması veya sun’i eklem protezi takılması gerekir.

    Kalça çıkığının özel nitelik taşıyan bir şekli “doğuştan kalça çıkığı”dır. 250-300 canlı doğumda bir görülür ve kızlarda erkeklerden 8-10 misli daha sıktır. Zamanında teşhis ve koruyucu tedavi yaptırmakta gecikildiğinden memleketimizde hala ciddi sakatlıklarla neticelenebilmektedir. Halbuki bebek yürümeden uygulanacak koruyucu tedbir ve tedavilerin neticesi genellikle yüz güldürücüdür.

    Doğuştan kalça çıkıklığının başlıca sebepleri arasında anne hormonlarının çocuk kalça ekleminde gevşeklik yapması, genetik faktörler ve anne karnındaki kötü duruşlar yer alır. Tipik şekilde doğumda çıkık yoktur, fakat çıkığı hazırlayıcı eklem gevşekliği vardır. Çıkık genellikle ilk kundağın uygulanması ile gelişir. Birkaç saatlik kundak uygulanması bile çıkığın meydana gelmesi için yeterli olabilmektedir. Bazı basit arazlar (belirtiler) aileyi ikaz etmelidir. Eğer bebek sırtüstü yatarken bacaklarını kurbağa gibi iki yana açamıyorsa, dizler bitiştiğinde biri daha aşağıda kalıyorsa, uyluktaki çizgiler simetrik ve aynı sayıda değilse, bir bacağına basarken diğerine basamıyorsa, iki uyluk arası anormal derecede açıksa mutlak bir hekime gösterilmelidir. Yürüyen çocuktaki belirtiler ise, zaten aileyi hekime götürecek kadar bariz aksamalar şeklindedir.

    Tedavi: Yeni doğanda, doğuştan kalça çıkığı tesbit edilirse kundak yasaklanır ve bacakları iyice açacak kadar bol arabezi konur. İki aylığa kadar özel frejka yastığı da kullanılabilir. Bebek 3-18 ay arasındayken tesbit edilen çıkıklarda özel cihazlar ve alçı teknikleri gerekir. 18 ay-6 yaş arasında iyi sonuçlar veren ameliyatlar vardır. Altı yaştan, hele 10 yaştan sonra ameliyatlar bile anatomik kusuru tam düzeltemez, ancak yine de hastanın faydasınadır.
    Alıntı Alıntı

  2. #22
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Karpal Tünel Sendromu
    El-Bilek Kanalı Hastalığı (Karpal Tünel Sendromu)

    Karpal tünel sendromu, el bileğinin bir hastalığıdır. Bilekteki karpal tünelden geçen median sinirin sıkışması sonucu ortaya çıkar.
    El-Bilek Kanalı Hastalığı belirtileri nelerdir?

    # Geceleri ellerde ortaya çıkan ve zaman içinde giderek şiddetlenen uyuşmalar ve ağrılar. Uykudan uyandırcak kadar kötü olabilir ve kola, omuza yayılabilir.
    # Avuç içinde ve parmaklarda his kaybı veya elektrik çarpması hissi. Özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda görülür.
    # Elde kuvvet kaybı, tutamama, tutulan şeyleri düşürme.
    # Eli sallamakla bu ağrıların hafiflemesi.

    Neden olur?

    El-Bilek kanalı hastalığı hekimler tarafından çok eskiden beri bilinmesine rağmen başka hastalıklarla karışabilmekte ve çoğu zaman hastalar doğru tanı alamadığı için hekim-hekim dolaşmaktadır. El-bilek kanalı hastalığı yerine boyun fıtığı tanısı alarak ameliyat olmuş ancak şikayetlerinden kurtulamamış hastalara sık rastlanmaktadır.

    El bileği karışık bir anatomik yapıya sahiptir. Parmak ve el hareketlerini sağlayan adele-sinir-damar kompleksi buradan geçerek, dağılır. Median sinir dediğimiz, başparmak ve işaret parmağının hareket ve duyusunu sağlayan bir sinirde bileğin iç yüzünün ortasından geçerek el içinde dallara ayrılır. Bu sinirin üstü, el bileği hizasında ve kısmen de avuç içinde kalın koruyucu özelliği olan bir bandla kaplıdır. Bu koruyucu band , orta yaşlara doğru çeşitli nedenlerle kalınlaşarak, altında kalan ve koruduğu siniri sıkıştırır.

    Karpal tünel ve median sinir.

    En sık nedeni aşırı kullanmaya bağlı bant kalınlaşmasıdır. Özellikle bileğine yük vererek senelerce çalışan kimselerde, daktilo-bilgisayar kullanlarda, örgü ören ve yoğun ev işleri yapan ev hanımlarında, oto tamircileri gibi el bileğini çok kullanan kişilerde sık ortaya çıkar.

    Bazen bu hastalık başka bir hastalığın parçası olarak karşımıza çıkabilir.
    # Diabetes Mellitus
    # Hipotiroidizm
    # Akromegali
    # Romatoid Artrit
    # Gut gibi..

    Nasıl teşhis konulur?

    Tanı, şikayetlerin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan hastaların bir kısmında , el bilek kanalı hastalığı da mevcut olup, bu duruma çift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü sıkışmıştır, hem de el bileği kanalı darlığı mevcuttur.

    Boyun MR’ı ve ENMG (sinir elektrosu) tetkikleri yapılarak tanı kesinleşir.
    El-Bilek Kanalı Hastalığının Tedavisi

    Başlangıçta,
    # Aşırı kullanmayı engellemek, el bileğine aşırı yük binmesine neden olacak işlerden kaçınmak
    # Ağrı kesiciler ve antienflamatuvar ilaçlar
    # Bilek egzersizleri
    # El bileği atelleri, gece atelleri
    # Lokal ya da sistemik kortizon enjeksiyonları çoğu kimse için yeterli olmaktadır.

    Ancak zaman içinde şikayetler tekrar başlar ve kalıcı çözüm basit bir cerrahi girişimle sinirin serbestleştirilmesidir. Lokal veya genel anestezi altında, mikroskop kullanılarak el bileğinden avuç içine doğru yapılan 1-2 santimlik bir kesiyle, sinirin üstündeki band kesilerek, sinirin sıkışması ortadan kaldırılır. Bu yöntem kalıcı bir rahatlamaya neden olur. Ameliyat sonrası 3-5 gün el bileği istirahatini takiben, hasta normal yaşantısına döner.
    Önerilerimiz:
    # Daktilo ve bilgisayar kullanırken, zaman zaman ellerinizi istirahat ettiriniz.
    # Ev işlerinde bileğe çok güç binen durumlarda dikkatli olunuz.
    # Gece uykuda bileğinizin üstüne yatmayınız.
    # Özellikle geceleri ellerinizde uyuşmalarla uyanıyorsanız, uykunuz bölünüyorsa el-bileği kanalı hastalığı başlıyor demektir.
    # Tedavisi mümkün olan bu hastalıkta basit bir cerrahi girişim kalıcı çözüm sağlar.
    Alıntı Alıntı

  3. #23
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kas Gevşetme Yöntemleri
    İnsanlar bazen, strese karşı çeşitli kaslarını kullanarak adeta bir tepki meydana getirirler. Bu bir gerilim alışkanlığıdır. Kas gerilmesinden kaynaklanan ağrılarla başa çıkabilmek için bazı kas gevşetme yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntemler özellikle gerilimden kaynaklanan baş ağrıları ile sırt ağrılarının tedavisinde başarıyla uygulanabilmektedir. Özellikle yorucu geçen bir günden sonra "acaba ne zaman başım ağrımaya başlayacak?" diye düşünürüz. Disiplin ve gerekli yöntemlerin uygulanmasıyla bu bir gerilimden başka gerilime geçen fasit daireyi kırabiliriz. Gevşeme kursları, yoga, yürüyüş yapmak, jogging insanların kendi kendilerine yardım etme yöntemlerinden bazılarıdır. Birçok kişi için uygulanan gevşeme yöntemleri stres atmada başarılı olmuştur. Yöntemler çeşitlidir ve size yardımcı olacak kasetler, kitaplar ve video bantları vardır. Ne kadar çok pratik yaparsanız, stresle başa çıkmakta o denli başarılı olursunuz. Eğer kendinizi tedirgin hissediyorsanız, rahat bir koltuğa oturun veya bir yere uzanın. Gözlerinizi kapatın. Derin ve yavaş yavaş nefes almaya çalışın. Süre boyunca derin ve ritmik olarak nefes alıp, verin. Nefes alırken mide ve göğsünüzün hava ile şişmesine gayret edin. Nefes verirken ise, bu organlarınızı boşaltın. Nefes alıp verme arasında bir-iki saniye için nefesinizi tutun. Biraz çalıştıktan sonra göreceksiniz ki, stresli durumlarda kullanacağınız bu yöntem rahatlamanızı sağlayacaktır. şimdi de ayak parmaklarınızın kaslarını iyice gerin ve yere sıkıca basın ayağınızdaki ve ayak parmaklarınızdaki gerilimi hissedin. Sıkışmanın nerede olduğuna dikkat edin. Kasları gergin tutarak 20 saniye kadar öyle kalın. Sonra kasları ve ayakları gevşetin. Gerilimin kaslarınızı terk edip gittiğini hissedin. Ayaklarınızın giderek gevşediğini ve ağır bastığını hissedin.
    Gerilim sizi terk ettikçe ayaklarınızda bu sıcaklığın dolaştığını göreceksiniz. İçinizden "sakinleş" ve "rahatla" sözcüklerini tekrarlayın. Başka tüm düşüncelerden arının. Kendinizi giderek daha serbest bırakın. Ayak ve ayak parmaklarınız iyice gevşeyince, aşağı yukarı 30 saniye sonra, başka bir kas kümesi ile aynı yöntemi tekrarlayın: Ayak bilekleri, baldırlar, kalça, mide, yumruk, kollar ve omuzlar için aynını yapın. Acele etmeyin. Başınızı bir yastığa bastırarak, boyun kaslarınızı gevşetin. Tüm vücudunuz gevşeyince, gözlerinizi yumup, kendinizi ne kadar ağır hissettiğinizi düşünün. Bu ağırlığı üzerinde bulunduğunuz yüzeye bastırın. Derin derin nefes alırken kendi kendinize çok dinlenmiş olduğunuzu üst üste tekrarlayın. Üçe kadar sayın ve gözlerinizi açın.
    Bazı kişiler gün ışığının ya da idman yapmanın krizleri harekete geçirdiğini söylemektedirler.
    Alıntı Alıntı

  4. #24
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kemiğin Paget Hastalığı
    Paget hastalığı denen rahatsızlık (aynı zamanda ostejtis deformans tıbbi adıyla da bilinir) adını 19. yüzyılın ortalarında yaşamış olan bir Ingiliz cerrahından almıştır ve osteoporozun aksi (tersi) durumudur. Paget kemik hastalığı başlangıçta çok fazla kemik dokusu parçalandığı zaman meydana gelir. Buna tepki olarak bir vücut yeni kemik yapma hızını artırır. Fakat yeni kemikler düzensiz bir şekilde yerleşir ve normal kemikten daha yumuşak ve daha zayıf olabilir. Fakat Paget hastalığının sonucu bir bakıma osteoporozunkine benzer, çünkü kemikler zayıflar ve deforme olabilir, hatta kırılabilir. Belirtiler
    - Etkilenen kemiklerde ağrı ve sıcaklık hissi,
    - Başağrısı,
    - Bacak bükülmesi,
    - işitme kaybı.
    Paget kemik hastalığı vakalarının çoğu 50 ile 70 yaş arasındaki hastalarda teşhis edilir.Ancak bazı ender durumlarda genç yetişkinlerde de bulunmuştur. Bazen aileyi özellik gösterir.
    Teşhis
    Doktorunuz kemiklerinizde Paget hastalığı olduğundan kuşkulanırsa, kemik yıkım ürünlerinin normalden fazla olup olmadığını belirlemek için kan ve idrar tahlilleri yaptırabilir. Röntgen ve radyoaktif izotoplarla kemik taraması da gerekebilir. Gerekli tedaviye karar vermek için nadiren kemik biyopsisi de yapılabilir.
    Bu hastalık birçok insanda belirti vermez. Başka bir nedenle röntgen çekildiğinde ya da kan tahlili yapıldığında rastlantıyla ortaya çıkarılabilir. Genellikle vücudun tek bir bölümü etki?enir (çoğu kez omurga, kafatası, kalça, uyluk ya d~ bacağın alt bölümü), ancak birden çok bölge de tutulabilir. Hastalıktan etkilenen kemikler deforme olur ve daha kolay kırılırlar. Hastalık genellikle yavaş ilerler.
    Nadir olarak sağırlık, konjestif kalp yetmezliği ya da habis kemik tümörleri gibi ciddi sorunlar ortaya çıkabilir.
    Tedavi
    Hastalık sorun yaratmadıkça tedavi gerekmez.
    İlaç Tedavisi
    Hastalığın erken dönemlerinde tek yapılması gereken, ağrı ve iltihabın tedavi edilmesidir. Aspirin veya diğer hafif antienflamatuar ve ağrı kesici ilaçlar yeterlidir. Bununla birlikte, hastalık ilerlerse, kalsitonin hormonu gibi daha güçlü ilaçların kullanılması gerekebilir. Tedavi etkisiz olduğunda doktorunuz etidronat ya da mitramisin verebilir.
    Ameliyat
    Kemikte şekil bozukluğu oluştuğunda nadiren ameliyat gerekebilir.
    Alıntı Alıntı

  5. #25
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kemik Erimesi
    Osteoporoz diye adlandırılan kemik erimesi, dünyanın her yerinde milyonlarca yaşlı insanı yataklara, tekerlekli sandalyelere bağlıyor. Ancak, bir hormonun, kemikleri canlı tutmasının sırlarını keşfeden bir grup araştırmacı, soruna çare bulduklarını düşünüyorlar.

    Araştırmacılar, paratiroid hormonu (PTH) denilen ve kanda kalsiyum miktarını kontrol eden bir maddeyle sürekli aşılanan hayvanların, daha iri kemikli duruma geldiklerini son 50 yıldır bilmekteydiler. Ancak bu hormonun, hangi mekanizmayla etki yaptığını bilmediklerinden osteoporoz tedavisi için başka yöntemlere ve genellikle kemik yitimini yavaşlatan hormonlar ve ilaçlara başvuruyorlardı. Bunlardan bazılarının kemik yoğunluğunu bile yükseltmelerine karşın, yaşlılarda bazen ölümle bile sonuçlanan kemik kırıklarının tedavisinde aciz kalıyorlardı.

    ABD'nin Little Rock Kenti'ndeki Arkansas Tıp Bilimleri Üniversitesi'nde bir grup araştırmacı ise, PTH'nin yeni kemik yapma becerisinin sırrını ortaya çıkarmış bulunuyorlar.

    Araştırmacılara göre PTH, "osteoblast" denilen ve yeni kemik dokusu oluşturan uzmanlaşmış hücrelerin intiharını önlüyor. "Apoptoz" denilen programlanmış ölüm, hücrelerin çoğalmasını normal bir düzeyde tutuyor.

    Araştırmacılar, her gün düzenli olarak insan PTH'si aşılanan farelerde hücre intiharının 10 kat azaldığını gözlemişler. Bunun pratik anlamı da, daha fazla "işgücü" ve bu sayede de daha sağlıklı kemik dokuları.

    Üniversite'nin osteoporoz bölümü başkanı Profesör Stavros Managolas, "eskiden kemik kaybını önlemekten sözederdik; şimdiyse yaptığımız kemik kütlesini arttırmak" diyor. "Anlayacağınız, artık ilk kez, süreci tersine çevirmekten, yani tedaviden sözedebiliriz."

    Managolas ve ekip arkadaşı Robert Jilka, insan osteoblastlarının da intihar için programlandıklarını kaydederek, gerek PTH'nin, gerekse inceledikleri başka bazı maddelerin hücrelerin daha uzun süre çalışmalarını sağlayarak, insan kemiklerini güçlendireceği konusunda güvenliler.
    Alıntı Alıntı

  6. #26
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kemik İltihapları
    Kemik İltihapları Genellikle çocuklarda görülen ve tıpta osteomiyelit olarak bilinen bir kemik hastalığı. 12 yaşından sonra az görülür. Yine de vak’aların yüzde on ikisi, 12 yaşından sonra görülür. Her hastalıkta olduğu gibi kemik iltihabının da “had” ve “müzmin” şekilleri vardır.

    Had kemik iltihapları: Kısa sürede gelişen ve çok şiddetli belirtilerle kendisini gösteren bu şeklin amili yüzde doksan stafilokok denen mikroplardır. Bu mikropların kemiğin içine kadar girmeleri umumiyetle derinin iltihabi hastalıkları seyrinde vuku bulur. Yeni doğan bebeklerde ise göbekbağı iltihapları Ünlüdur. Farenjit, sinüzit ve zatürre gibi iltihabi hastalıkların tedavisiz kalmaları neticesinde de kemik iltihapları başgösterebilir. Çeşitli silahlarla olan yaralanmalar, ameliyat ve enjeksiyon yollarıyla da kemik iltihabı teşekkül edebilir. Kemik yaralanmaları haricinde diğer bütün iltihabi durumlarda mikroplar kan yoluyla kemiğe ulaşırlar ve Özellikle vücuttaki uzun kemiklerin enlemesine büyümesini sağlayan metafiz ile uzunlamasına büyümeyi temin eden epifizin birleşme yerlerinde köşelerde çoğalarak iltihabı başlatırlar. Bunun sebebi bu bölgelerde kan akımının çok yavaş ve hatta bazı bölgelerde hemen hemen durgun olması, bu bölge hücrelerinin mikropları yutma kabiliyetlerinin pek bulunmaması olarak kabul edilir.

    Hastalığın belirtileri arasında en göze çarpanı, yüksek ateştir. Fakat yeni doğan bebeklerde yüksek ateş bulunmayabilir. Diğer mühim belirtiler, o bölgenin şişmesi, çok ağrılı olması, kızarık ve sıcak olması ve yakın mafsalın hareketinin çok kısıtlanmış olmasıdır. Hasta çocuksa; çok huysuz, ağlayan ve hareketsiz bir durumdadır. Yetişkinlerde ise ağrı ilk günlerde çok belirgin olmayabilir. Fakat bunlarda iltihabın mafsala geçmesi daha kolay olduğundan mafsal iltihabı da gelişebilir, bu zamanda ağrı çok şiddetlenir ve hareket çok kısıtlanır. Teşhis daha ziyade klinik muayene ile konulur. Çünkü ilk bir haftada röntgende bir şey görülmez.

    Tedavisinde yatak istirahati birinci şarttır. İkincisi iltihaplı kemiğin bir üst ve alt mafsalını içine alacak şekilde alçıya alınmasıdır. Hastalığın gidişini takip edebilmek için alçıya bir pencere açılır. Üçüncü şart ise yüksek doz antibiyotik vermektir. Bu genellikle penisilindir. Hastanın durumunda birkaç gün içinde bir düzelme olmazsa antibiyotik değiştirilir.

    Müzmin kemik iltihapları: Had kemik iltihaplarının iyi tedavi edilmemesi müzmin kemik iltihaplarına yol açabildiği gibi özel olarak müzmin kemik iltihapları da vardır. Brodie apsesi, sklerozan osteomiyelit ve plazma hücreli osteomiyelit böyle hastalıklardır. Bunların ortaya çıkışları umumiyetle yavaştır ve başlıca şikayetleri belli belirsiz kemik ağrılarıdır. Romatizma diye uzun zaman tedavi edilmelerine rağmen fayda görmeyince çekilen kemik filmlerinde iltihap odaklarının görülmesi teşhisi koydurur. Tedavilerinde cerrahi olarak iltihabın boşaltılmasını temin etmek yanında kuvvetli antibiyotikler vermek gerekir. Fakat müzminleşen kemik iltihabının tedavisi oldukça zordur. Yıllarca devam ederler ve genellikle deriye açılıp iltihabi akıntıya yol açarlar. Müzmin kemik iltihabında organlarda, amiloit denen madde birikimi de sözkonusu olabilir ve neticede böbrek yetmezliği de yerleşebilir.
    Alıntı Alıntı

  7. #27
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kireçlenme
    Kireçlenme, ileri yaşlarda, eklemlerde tekrarlayan mekanik zorlanmalarla meydana gelir. Kireçlenmenin en önemli özelliği, eklem yüzeyinde kalsiyum tuzlarının birikmesidir. Bu değişiklikler, ağırlık yüklenen eklemlerde daha sık görülürler. Genellikle 40 yaş, insan organizmasında kemik sistemi için bir dönüm noktasıdır. Bu sebeple, yaşlılarda bu dönemden sonra, bütün eklemlerde bir dereceye kadar kireçlenme mevcuttur.

    Tedavi hastalığın evresi ve şiddetine göre uygun şekilde planlanır. Eklem kireçlemesi ileri dönemde ise bozulan eklemi protez ile değiştirmek etkin bir tedavi yöntemidir. Protez ameliyatla yerleştirilen ve bir organın işlevini üstlenen malzemeye verilen addır. Yeni geliştirilen malzemelerin de yardımı ile protez ameliyatlarında başarı oranı yükselmiştir. Protezlerin seviyesinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerde şekil bozuklukları düzelmekte, hastaların baston ve benzeri yardımcı malzemelere gerek duymadan yürümeleri mümkün olmaktadır.

    Eklem kireçlenmesi (osteoartrit) nedir?

    Eklem kireçlenmesi, eklemlerde kıkırdak kaybına bağlı olarak oluşan iltihabi hastalığın adıdır. İnsanda en sık karşılaşılan eklem rahatsızlığıdır.

    Nedenleri nelerdir?

    Yaşla eklemlere binen stresin oluşturduğu deformasyonlar, eklem içi kırıklar, yaralanmalar ve geçirilen iltihaplar bu hastalığa yol açan etmenlerdir. Bu sebeple de "yaşlılık romatizması" olarak da bilinmektedir. Kalça çıkığı da ilerleyen dönemde kireçlenme nedenidir. Zorlamanın hastalığı arttırdığı kesin olduğu kadar egzersiz ve sporun azalttığı da o kadar kesin bir bilgidir.

    Eklem kireçlenmesi neden yaşla ilgilidir?

    Yaşlanan bedenimizde ömrünü tamamlayan veya yaralanma neticesinde ölen hücreler çoğunlukla yerini yenilerine bırakırlar. Fakat eklem kıkırdağı (yenilenme-rejenerasyon) potansiyeli olmayan bir dokudur. Hastalığın seyri buna paralel olarak daralan eklem mesafesi, eklemi oluşturan kemiklerin birbirine yakınlaşması ve yakın temasına neden olur.

    Kireçlenmenin sebep olduğu şikayetler nelerdir?

    Eklemi oluşturan kemiklerin yakın temas ve sürtünmesi ağrı ile belirti verir. Dökülen kıkırdak dokusunu ortamdan uzaklaştırılmak için oluşan iltihap ve şişlikle karşılaşılır. Bu dönemi eklemden gelen kıtırtı (sürtünme sesleri), şişlik, çarpılma ve şekil bozukluğunun oluştuğu dönem takip eder. Topallama ve ağrı sebebiyle değişik yürüyüş şekilleri oluşur.

    Kireçlenmenin en sık görüldüğü yerler nereleridir?

    Sıklıkla bel, diz, ayak bileği, kalça eklemi gibi yük altında çalışan eklemlerde olsa da omuz, dirsek, el bileği, el eklemleri hatta çene eklemi de tutulabilir.

    Tedavi yöntemleri

    Tedavi, hastalığın evresi ve şiddetine göre uygun şekilde planlanır. Erken dönem hastalarda eklemlerin içini temizleme (debridman) amaçlı artroskopik işlemler uygulanır. Eklemlerde çarpılma, şekil bozukluğu olanlar, basit kemik ameliyatları ile düzeltilir.

    Tedavi yöntemleri içinde protezin yeri...

    Protez ile tedavi ne zaman gerekli olur?

    Eklem kireçlemesi ileri dönemde ise bozulan eklemi protez ile değiştirmek etkin bir tedavi yöntemidir. Protez, ameliyatla yerleştirilen ve bir organın işlevini üstlenen malzemeye verilen addır. Yeni geliştirilen malzemelerin de yardımı ile protez ameliyatlarında başarı oranı yükselmiştir. Protezlerin seviyesinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerde şekil bozuklukları düzelmekte, hastanın baston ve benzeri yardımcı malzemelere gerek kalmadan yürümeleri mümkün olmaktadır.
    Alıntı Alıntı

  8. #28
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kostokondrit (Tietze)
    Bu isim Latince deki costa (kaburga) ve Yunancadaki chondros (kıkırdak) sözcüklerinden gelmektedir. Bu hastalık kaburga kıkırdaklarını tutar. Kostokondrit, Tietze sendromu adıyla da bilinir. Belirtiler
    - Göğüste ağrı, özellikle göğüs kafesinin önünde
    - Göğüs kemiğinin (sternum) çevresindeki dokularda şişme de olabilir.
    Ağrı kaburgadaki bir iltihabın sonucu oluşur. İltihabın nedeni, göğüs kafesine gelen bir darbe olabilir, ancak çoğu kez neden bilinmemektedir. Ağrı, kaburgaların hareket ettirilmesi ya da hasta bölgeye doğrudan basınç uygulanmasıyla artabilir.
    Ağrı ilk ortaya çıktığında, kalp krizi olasılığı akla gelebileceğinden endişe duyulmasına neden olabilir. Kostokondrit acil bir durum değildir, ancak göğüste ani ve şiddetli bir ağrı ortaya çıktığında, kalp krizi olasılığı nedeniyle hemen doktorunuza başvurun.
    Teşhis
    Kaburgaların birleşme yerinde, şişme ile birlikte ya da şişme olmadan oluşan hassasiyet ana belirtidir, ancak, herhangi bir kalp ya da akciğer hastalığı olmadığından emin olmak için göğüs röntgeni, elektrokardiyogram ve kan testleri gerekebilir.
    Tedavi
    Uygun dinlenmeyle, belirtiler zaman içinde ortadan kaybolabilir. Egzersiz belirtileri şiddetlendirebilir, bu nedenle şikayetleri artıran hareketlerden kaçının.
    ilaç Tedavisi
    Aspirin ve diğer antienflamatuar ilaçlar yararlı olabilir. Gerekirse, hasta bölgeye kortizon gibi steroid bir ilaç enjekte edilebilir.
    Alıntı Alıntı

  9. #29
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kramp
    Krampkasların ani ve ağrılı bir şekilde gerilmesidir. Kramp en sık baldır kaslarında meydana gelir. Sıkı çorap lastikleri veya dar ayakkabılar da krampa yol açabilir. Kramp giren bölgeyi rahat bir konuma getirerek gevşetici masajlar yapın. Birkaç dakika içinde kaslar normale dönecektir. Kramp anında şiddetli müdahaleden kaçının.Ağrı uzun sürerse bölgenin üzerine nemli ve sıcak bir havlu örtün.

    Bir veya daha çok kasın, bütününün veya bâzı parçalarının irâde dışı ve ağrılı kasılmaları. En sık, ayak ve baldırda olur.

    Bâzı kişiler krampa daha yatkındır. Sıklıkla gece ortaya çıkar ve yaşlılarda daha sık görülür. Aşırı sıcak ve kuvvetli egzersiz kramp gelişmesini kolaylaştırır. Sık ve önlenemiyen kramplar, omurilik ön boynuz hücreleri ve motor sinirlere bağlı hastalıklarda, meselâ amiyotrofik letaral skleroz ve spinal musküler atrofi; kas hastalıkları özellikle müsküler distrofi ve gebelik, aşırı sıvı kaybı ve sodyum kaybı durumlarında ortaya çıkabilir.

    Kramp mekanizması tam bilinmemekle beraber, sinir ve kas zarlarının aşırı çalışması durumunda ortaya çıkmaktadır. Elektromyografik tetkiklerde elektriki potansiyelin çok yüksek ve sık olduğu dikkati çekmiştir. Ağrı şiddeti ile kasın kasılma derecesi paraleldir. Muhtemelen bu, o sıradaki az kanlanmaya ve kasın fazla kasılması ile daha çok meydana gelen zararlı artıklara bağlıdır.

    Masaj ve kuvvetli germe krampa karşı faydalıdır. Eğer kramp ciddî ise kas ağrısı birkaç gün süreyle sebat edebilir. Quinine sulfat ve procainamide veya diphenydramine hydrochloride (ticarî adı Benadryl) sık kramp gelmesini önleyebilir.

    Kramplar özellikle denizde yüzme esnasında tehlikeli olmaktadır. Yüzerken gelen bir kramp büyük adaleleri tutarsa ve kişi tecrübesiz ise kolayca boğulabilir. Böyle bir krampla karşılaşan yüzücü, yanında taşıdığı bir küçük iğneyi kramp giren adeleye batırmak ve cimdik atmak suretiyle krampı giderebilir.
    Alıntı Alıntı

  10. #30
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kulunç
    Kulunç Kol, bacak ve gövdede sebebi tam açıklanmayan ağrılı durum. Tıp dilindeki ismi fibrositis olan kulunç, oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Sıklıkla boyun ve sırt ağrısı olarak karşımıza çıkar. Fakat adalenin bulunduğu her yerde bulunabilir.

    Romatizmal şikayetlerle gelen hastaların % 11 kadarını kulunçlu hastalar teşkil eder. Primer (birincil) fibrositiste sadece ağrı vardır. Sekonder (ikincil) fibrositis ise, müzmin enfeksiyonların ve bağ dokusu hastalıklarının seyri esnasında görülür. Sadece kulunç denince primer fibrositis anlaşılmaktadır.

    Kulunç ağrısı, tetik nokta denen bazı bölgelerde daha fazla duyulur. Tetik noktaya basmakla ağrı artar. Hareketsizlikle de ağrı artar. Hafif egzersizle ağrı azalır, ağır egzersizle artar.

    Kulunç, psikosomatik bir hastalık olarak düşünülmekte ve şahsın psişik gerilim sonucu kasılmış adalelerini şuurlu olarak gevşetmemesi sebep olarak görülmektedir: Adale içinde sert düğümcükler ve şeritler ele gelir. Nodüllerin (düğümcükler) bulunduğu yerler, tetik noktalara uyar. Bu düğümcüklerin, adale içinde birikmiş olan sümüksü maddelere veya daha sık olarak yerleşmiş olan normal adale hücrelerine bağlı olarak meydana geldiği düşünülmektedir.

    Kuluncun ağrı dışında hiçbir tehlikesi ve zararı yoktur. Hastaların bu yönden rahat olması gerekir. Tedavide, lokal sıcak tatbikatı, sinir ve adale gevşetici ilaçlar kullanılır. Adaleyi hastanın şuurlu olarak gevşetmesini sağlayacak gevşeme egzersizleri belki de tedavinin en önemli bölümünü teşkil eder. Elektronik akupunktur cihazı ile yapılacak uygulamalar da çok faydalıdır. Ayrıca halk arasında “şişe çekmek” diye bilinen uygulama da fayda sağlar.
    Alıntı Alıntı

  11. #31
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Kunduracı Göğsü (Pektus Excavatum)
    Huni göğüs olarak da anılan pectus excavatum, göğüs kemiğinin büyük ölçüde içe çökük olması ile belirgin bir olgudur. Kemiğin alt kısmı omurgaya doğru basıktır ve göğüs hunimsi ya da içi boş bir görünüm kazanmıştır. Belirtiler: sternumda (göğüs kemiği) içe çöküklük durumu.
    Bu genellikle konjenital (doğuştan gelen) bir kusur olmakla birlikte nadiren raşitizmden ya da kronik bir havayolu tıkanmasından da kaynaklanabilmektedir. Neden, kronik havayolu tıkanması ise tıkanmanın başarılı olarak tedavi edilmesi bazen deformitenin ortadan kalkmasını sağlamaktadır.
    Pectus excavatum kusuru bulunan bebek ve çocuklar genellikle normal solunum işlevine sahiptir. Yalnızca kalp işlevi, o da seyrek olarak, olumsuz etkilenmektedir.
    Bazı kalıtsal kas hastalıkları da bu oluşum anomalisi ile ilişkilidir. Bu durum aile içinde yeni kuşaklara geçerek sürme eğilimindedir.
    Tedavi
    Ameliyat pectus excavatumlu çocukların çoğu için genellikle salık verilmez. Ancak, ağır bir deformite söz konusu ise estetik nedenlerle ameliyat yoluna gidilebilir.
    Alıntı Alıntı

  12. #32
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Masaj
    Masaj, hareketsiz durumdaki vücut yüzeyine el ile yapılan tedavi. Masajı mekanik tedavi ya da tıbbi jimnastik ile karıştırmamak gerekir. Sağlık kuralları ve tedavi yönünden etkileri ilk çağlardan beri bilinen masaj, masaj yapılan bölgenin dokuları üzerinde özellikle mekanik ve dolaysız bir etki yapar. Bu etki masaj uygulayan kişinin enerjisi ile orantılı olarak ya da çok derine ulaşır. Masaj ayrıca sinirsel reflekslerle uygulandığı bölgenin çevresinde de dolaylı bir etki yapar. Bu etki, masajın uygulandığı deri yüzeyinin genişliğine bağlı olarak, kan damarlarının genleşme ve büzülmesini şaftlar.

    Masaj ya bir tek vücut bölgesine (kısmi masaj) ya da bütün vücut üzerine uygulanır, (genel ya da tam masaj) ve kuru elle ya da özel yağlı maddeler ya da kremlerle yağlanmış elle yapılır. Eğer masaj el yerine özel araçlarla yapılacak olursa mekanik masaj adını alır.

    El masajı ilk çağlardan bu yana bilinen bir tedavi usulüdür. Yunanlılar masajı hemen hemen her gün estetik amaçla (lüzumsuz yağların vücuttan atılması) ve sağlık amacıyla, özellikle yarışmalardan önce ve sonra kasların çözülmesi ve gerginleşmesi için uygularlardı. Masajın hem sağlık kuralları hem de tedavi yönünden sağladığı büyük yararlan ilk kez ünlü Yunan hekimi Hippokrates saptamıştır.

    Masaj sadece kas kütleleri ve bunların kasılma yetenekleri üzerinde değil, fakat diğer dokular ve organik işlevler üzerinde de etki yapar. Masajın sağladığı yararlar şöyle sıralanabilir: Deri yumuşar, daha fazla kanla beslenir, ölü hücrelerin (boynuzsu üst deri parçalan) dökülmesi ve yağ bezlerinin salgıladığı yağın vücuttan atılması kolaylaşır. Böylece deri hem daha fazla kanla beslenir hem de hücre metabolizması hızlanır. Ayrıca organik zehirli maddeler derideki delikler yolu ile vücuttan dışarı atılır.

    Deri altında da kan ve lenf akımı çoğalır. Bu nedenle ödemler yeniden soğurulur ve morartılar geçer. Bundan başka deri altı yağları da harekete geçer ve dolaşım içindeki yeniden soğurulmaları kolaylaştırır. Bu nedenle masaj, şişman insanlardaki yağ birikintilerini çözer.

    Masaj kasların gerginliğini ve kasılabilirliğini artırır. Çünkü masaj hareketleri mekanik yolla dolaysız olarak kas tellerinin kasılmalarını kamçılar, beslenmeyi ve bunun sonucu gelişimi artırırlar. Sertleşmiş bağ ve kirişler masaj sayesinde yeniden esneklik kazanırlar.

    Gevşemiş eklemler, çevresel eklem kaslarının gerginliklerinin artması ile sağlamladırlar. Sen ve oynaklığını yitirmiş eklemler ise gev şer ve hareket kazanırlar. Bundan başka masaj eklem boşluğunda bulunabilen sıvıların yeniden soğurulmasını sağlar. Bu arada eklemlerin serbest hareket etmelerini önleyen ya da sınırlayan eklem yapışıklıktan giderilir.

    Kan ve lenf dolaşımı olumlu bir şekilde etkilenir ve hız kazanır. Masaj daha iyi beslenen çevresel dokularda atardamar kanının daha çok toplanmasına yol açarak toplardamarların ve yüzeysel lenf damarlarının boşalmasını hızlandırır. Hareket sinirlen bulunduktan kaslara beyinden gelen emirleri çok daha süratli bir şekilde iletirler. Duyu sinirleri de aşın duyarlılık kazanırlar. Karın zarı çeperi üzerine uygulanan masaj mide salgılarını artırır mide ve bağırsak çeperlerinin sığamsal kasılmasını etkiler. Masaj tekniği elle yapılan birkaç temel manevraya dayanır. Bunlar sürtünme, bastırma, ovma, vurma, yoğurma ve titreşimdir. Titreşim, titreşim veren elektrikli aygıtlarla (vibratör) da sağlanabilir.

    Sporcuların yarışmalardan önce yaptıkları masaj, kasları en yüksek güce ulaştırma amacını güder. Estetik masaj yüzdeki yağ birikimlerini, kırışıklıkları, yanaklardaki gevşekliği ve gözaltındaki sarkıklıkları gidermek için yapılır. Tedavi edici masaja ise birtakım hastalıklarda (ivegen romatizma, lumbago, kas tıkanıklıkları, çıkıklar, eklem kaynaşması ve sertleşmesi, oburluk, artrit, damla hastalığı, mide genişlemesi,
    Alıntı Alıntı

  13. #33
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Menisküs
    Menisküsler, diz ekleminde yastık görevi görürler, diz ekleminin bütünlüğüne yardım ederler ve dönmelerde güvence unsurudurlar. Menisküsler genelde dize yandan gelen darbeler sonucu yırtılırlar. Diz bükülü iken uyluğun içe doğru aşırı dönmesi ile ve dizde aşırı gerilme sonucu da menisküsler yırtılabilir. Başlıca yırtılma nedenleri:
    - kaza ve darbelere bağlı
    - hasar oluşturan eklem hastalıklarına bağlı
    - eklem bağı hasarlarına bağlı
    - doğuştan var olan şekil değişikliklerine bağlı kendiliğinden yırtılma

    Başlıca yırtılma şekilleri:
    - longitudinal (uzunlamasına) yırtıklar
    - transvers ve oblik (yatay ve eğri) yırtıklar
    - menisküs kisti ile birlikte olan yırtıklar

    Tanı
    Muayene, röntgen, çift kontraslı artrografi, bilgisayarlı tomografi ve artroskopi ile tanı kesinleştirilebilir.
    Başlıca Belirtiler
    - Kilitlenme : dizin 20-25 derece bükülü kalması, dizin gerilememesi durumudur. Bu durum bir kaç günlük istirahatle geçer. Ancak kilitlenmeye neden oalbilecek diğer durumlardan (ağrı, kitle gibi) ayırılmalıdır.
    - Boşalma : dizlerde boşalmaya neden olabilecek diğer durumlardan ayrılmalıdır.
    - Şişlik (sıvı birikmesi) : darbe - kaza sonucu meydana gelen menisküslerde görülebileceği gibi, menisküs yırtığı da sıvı birikmesine neden olabilir.
    Tedavi
    Menisküs yırtığı tanısı konulduktan sonra, yırtığın şekline ve olayın akut veya kronik oluşuna göre menisküsün tamamı veya bir kısmı ameliyatla alınır. Bir kısmının alınması tercih edilir. Ayrıca artroskopik yöntem günümüzde daha çok kullanılmaktadır.
    Diskoid menisküs denilen durum gelişim sırasında meydana gelen bir anomalidir ve sıklıkla dış menisküsde görülür. Dizin hareketleri sırasında sesli bir kayma meydana gelir. Yırtık gelişirse ağrı ve kayma şiddetlenir.
    Menisküs kisti; dış menisküsde daha sık görülür. Dışta ağrılı bir şişlik şeklinde görülür. Diz gerginken şişlik belirginleşir, bükülü iken kaybolur.
    Alıntı Alıntı

  14. #34
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Omuz ağrıları
    Omuz hastalarına yönelik modern tedavi yöntemleri planlanır. Omuz artroskopisi bu yöntemlerden biridir. Bu yöntem; yırtık, hareket engelleyen hasar, yaralanma, biopsi, eklem içinden yabancı cisim çıkarma, oluşmuş doku sıkışmalarında gevşetme gibi olgularda başarı ile uygulanmaktadır. Omuz artroskopisi ile kireçlenme tedavisi de yapılabilmektedir. Kırık geçirmiş, iyi tedavi edilememiş, hareket kısıtlılığı oluşmuş olgularda, cerrahiyle fayda görüp görmeyeceği bu yöntemle tetkik edilir. Fayda beklenmeyenlerde gereksiz bir işlemden de bu sayede kurtulmuş olunur.

    Omuz çıkığı nedir? Kimlerde görülür?

    Eklemi oluşturan kemiklerin eklem kapsülünün dışında olmasıdır. Sıklıkla genç erişkin çağda nadiren de yaşlılarda görünür. Yüksekten düşme, zorlama gibi büyük bir yaralanma omuzda şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açar. Bu ilk çıkıkta iyi tedavi edilmeyen hastalarda çıkık sıklıkla tekrarlar.

    Omuz çıkığının nedenleri nelerdir?

    Spor müsabakaları kolun geriye doğru zorlanması, taş fırlatma, vuruşlar ile düşme ve çarpma gibi daha ufak enerjili hareketlerle çıkma ile karşılaşırlar. İlerleyen dönemde dokulardaki gevşeklik o boyuta ulaşır ki; hasta omuzunu kendi çıkarıp kendi yerine koyabilir.

    Omuz çıkıklarında ne yapılması gerekir?

    Ülkemizde "sınıkçı" adı ile bilinen bir grup insan tarafından tedavi edilmeye çalışılan omuz çıkığı sadece omuzun yerine konmasından ibarettir. Yeniden çıkık ile karşılaşılmaması için hiçbir koruyucu hekimlik faaliyetini içermez. Bir çok defa omuzu çıkmış hastalar mutlak ortopedi uzmanına başvurmalıdırlar.

    Omuz çıkıklarının tedavisi nasıldır?

    Günümüzde bu gibi çıkma olayı alışkanlık haline gelmiş hastalara kapalı teknikle dokularına müdahale edilmektedir. Gerek gevşeyen gerekse de yırtıldığı için omuz kapsülünün içinde durmayan omuz başı, kapsül (kapalı) tamiri ile yüzde 90ının üzerinde başarı ile onarılmaktadır.

    Omuz ağrısı çıkıktan farklıdır...

    Omuz ağrıları ne zaman ortaya çıkar?

    Başın üstünde kolunu kullananlarda, kaza geçirenlerde, düşenlerde ya da zorlamalarda, çıkma olmadan da omuz ağrısı ile karşılaşılır. Bu kişilerde kolunu kaldıramama, hareketlerde kısıtlılık gibi şikayetler görülmeye başlanır.

    Omuz ağrısının nedenleri nelerdir?

    Kolun kaldırılması, döndürülmesi gibi hareketler kürek kemiği çevresine yerleşen adaleler ve onların lifleri ile gerçekleşir. Bu lifler omuzu kılıf şeklinde sorarlar, yaralanmaları neticesinde de hareketlerde derecelere uygun olarak kısıtlama oluşmaktadır.

    Omuz hastalarında teşhis nasıl konur?

    Bu durumu değerlendirmek için Artro ultrasonografi kullanmaktadır. Omuz ultrasonografisi MRı yakın sonuç bildirmesi pratik olması, hızlı ve hareketli bir inceleme olması nedeniyle tüm dünyada kullanılmaktadır. Omuz hastalıklarının, romatizmal yakınmalar, şişlik eklem içi kanama ve lif yırtıklarında etkin inceleme metodudur.

    Artroskopik tedavi başarılı sonuç verir

    Tedavi yöntemleri

    İnceleme sonucunda verilen karara uygun olarak hastalar gruplara ayrılmakta ve bulduğu gruba uygun modern tedavi yöntemi (yaklaşımı) planlanmaktadır. Omuz artroskopisi; yine yırtık, hareket engelleyen hasar, yaralanma, biopsi, eklem içinden yabancı cisim çıkarma, oluşmuş doku sıkışmalarında gevşetme gibi olgularda başarı ile uygulanmaktadır. Omuz artroskopisi ile kireçlenme tedavisi de yapılabilmektedir. Kırık geçirmiş, iyi tedavi edilememiş, hareket kısıtlılığı oluşmuş olgularda, cerrahiyle fayda görüp görmeyeceği bu yöntemle tetkik edilir. Fayda beklenmeyenlerde gereksiz bir işlemden de bu sayede kurtulmuş olunur.

    Omuz artroskopisinin avantajları nelerdir?

    Bu durum hastaya;

    Hastanede kısa kalış süreci

    Az ağrılı bir yaklaşım

    Olabilecek en az hasarda dokuya azami saygı ile tetkik ve tedavi

    Erken dönemde rehabilitasyona başlama

    Kısa nekahât dönemi anlamını taşır.
    Alıntı Alıntı

  15. #35
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Osteomiyelit
    Osteomiyelit kemik iliğinin iltihabıdır. Genellikle bir bakteri enfeksiyonunun sonucunda ortaya çıkar, sıklıkla yaralanma, kırık veya başka bir zedelenme sırasında giren bir bakteridir. Aynı zamanda, kemiğe kan yoluyla da taşınabilir. Belirtiler
    - Hassasiyet ve şişme,
    - Tutulan kemikte ağrı ve sıcaklık duygusu,
    - Ateş,
    - Halsizlik.
    Osteomiyelit büyüklere kıyasla çocuklarda daha yaygındır. Genellikle, antibiyotiklerde başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir Fakat nüksedebilir.
    Teşhis
    Osteomyelitten kuşkulanıldığında, teşhis için kan tahlilleri, röntgen, radyoaktif izotoplarla kemik taraması ya da iğne biyopsisi kullanılabilir.
    Kemik biyopsisi de gerekebilir; bu yöntemde derindeki bir apseden kemik örneği, cerahat ya da başka dokular çıkarılarak laboratuvarda incelenir.
    Tedavi
    Tedavide 3 hafta ya da daha uzun bir süreyle penisilin veya diğer bir antibiyotik kullanılır. Yatak istirahati ve etkilenen kemiklerin sabitlenmesi de önerilmektedir. Bazı vakalarda, enfeksiyonun olduğu dokuların ameliyatla çıkarılması gerekebilir.
    Alıntı Alıntı

  16. #36
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Osteoporoz
    Osteoporoz En sık görülen metabolik kemik hastalığı. Hastalıkta kemik kitlesinin ilerleyici olarak azaldığı, trabeküllerin (kemik dokusu bağlantılarının) inceldiği, yer yer küçük kırıkların meydana geldiği bir hastalıktır. Geride kalan kemik dokusunun, kalite olarak tamamen normal olması da hastalığın bir diğer önemli özelliğidir. En sık, adetten kesilmiş kadınlarda, daha sonra da yaşlı erkeklerde görülür. Normalde insanın kemik kitlesi 35 yaşına kadar artar. 40 yaşından sonra yeni kemik yapma kabiliyeti azalır, yaşla bu durum ilerler. Normalde, osteoporozlu kemikler ağrıya duyarlı değildir. Ancak ileri deneylerde incelen kemikte kırıklar meydana gelince, ağrılar dikkati çekmeye başlar. Osteoporoz ya bu kırıklardan dolayı ortaya çıkan ağrıların araştırılmasında veya çekilen bir röntgen filminin incelenmesi sırasında tesadüfen ortaya çıkar. Ağrısı sebebiyle sandalyede hareketsiz oturan sırtının kamburu çıkmış yaşlı kadın tipi, osteoporozlu hastaların tipik örneğini teşkil eder. Bu hastaların hareketten kaçınmaları, osteoporozlarını daha da arttırır. Eğilip kalkarken, eşya kaldırırken belde ortaya çıkan ağrı ve bel filmlerinde kemiklerde yoğunluk azalması tespit edilince, hastalık teşhisi konulur. Yetersiz beslenme, kalsiyum azlığı, hareketsizlik, steroid hormonların kullanımı ve Cushing hastalığı, osteoporozun ortaya çıkışında önemli faktörlerdir.

    Tedavisinde en önemli nokta, kilo vermek ve hareketsizlikten korunmadır. Çeşitli fizik tedavi ajanlarıyla sırt ve bel kaslarının gevşetilmesi, bel-kalça korseleri, ani-sert hareketlerden kaçınma, eğilirken beli değil, dizleri kullanma alışkanlığının kazanılması çok faydalı hususlardır. Ağrı kesiciler hasta tarafından çok faydalı gibi görünürlerse de aslında zararlı olabilmektedirler. Çünkü ağrıları hissetmeyen hastalar sağlamlaştıklarını zannederek hareketlerine dikkat etmezler ve zaten mevcut olan küçük kemik kırıkları büyük boyutlara varabilir. Bunların yanında proteince zengin bir beslenme, kalsiyum, fosfor ve D vitaminini ihtiva eden ilaçlar faydalı olabilir.
    Alıntı Alıntı

  17. #37
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Osteoporoz ve Kalsiyumdan Zengin Beslenme
    Kadınsanız, menopozdan sonra osteoporoz olma şansınız dörtte birdir. Osteoporozda, kemikler zayıf, ince ve kırılmaya eğilimli olurlar. Omurga, bilek ve kalçanın eğri duruşu ve kırılmaları yaygındır. Daha yaşlı bazı insanlar için, bu tür kırılmalardan kaynaklanan komplikasyonlar ölümcül olabilir. Osteoporozun nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Bir faktörün hayatınız boyunca tükettiğiniz kalsiyum miktarı olduğunu biliyoruz. Bu nedenle diyetiniz yeterli miktarlarda kalsiyum içermelidir.
    11 ilâ 24 yaşlarında erkekler ve kadınlar için, kalsiyumun tavsiye edilen miktarı günde 1200 miligram, 25 yaşın üzerinde ise günde 800 miligramdır. Ancak, kadınların birçoğu bu miktarın ancak yarısını tüketmektedirler.
    Kalsiyum kemik, diş ve tırnak sağlığında önemli rol oynar. Sağlıklı kemik oluşumu, bunun devamı ve kemik kaybının önlenmesi için kalsiyum dengesi çok önemlidir.
    Büyüme dönemindeki çocuklar, ergenler, gebeler ve emziren kadınlar kalsiyuma en çok ihtiyacı olanlardır. Kemik kütlesi otuzlu yaşlarda maksimum miktarına erişir. Araştırmacılar, özellikle genç yaşlarda bol kalsiyum alınmasının, ileri yaşlarda osteoporoz riskini azalttığını belirtiyorlar.
    Yaşla birlikte kalsiyum emilimi azalır. Eğer 65 yaşın üzerindeyseniz D vitamini yapımı da azalmıştır. D vitamini, kalsiyumun kemiklere ulaşması için gerekli bir vitamindir.
    Kadınlarda östrojen düzeylerinin düşmesi, kemik yıkımını hızlandırır çünkü östrojen kemiklerdeki kalsiyumun azalmasını önleyen bir hormondur. Menopozda östrojen düzeyleri düşünce kemik yıkımı artar.
    Süt, peynir ve yoğurt gibi süt ürünleri kalsiyum açısından özellikle zengindir. Birçok Kadın şişmanlatıcı olduğu varsayımıyla, süt ürünlerinden kaçınır. Kaygınız buysa, şunu düşünün: kaymağı alınmış sütten yapılan süt ürünleri, tam yağlı sütten yapılan yüksek kalorili ürünlerle aynı miktarda ya da biraz daha fazla kalsiyum içermektedir.
    Diğer kalsiyum kaynakları arasında konserve som balığı ve sardalye (kılçıklarıyla birlikte), brokoli, lahana, ıspanak gibi koyu yeşil sebzeler, fasulye, küçük kuru fasulye, benekli fasulye, soya ve börülce gibi fasulyeleri içerir. Özümseme farklılıkları nedeniyle, lif açısından zengin sebzelerde muhtemelen vücudunuzun kullanabileceği daha az kalsiyum vardır. Bu nedenle, lif açısından zengin bir diyet uyguluyorsanız, kalsiyum açısından zengin başka gıda kaynaklarını dahil etmeye dikkat edin. (Not: psyllium içeren hacim oluşturucu bir ilaç alıyorsanız, yemek zamanı dışındaki zamanlarda alın.)
    Bazı yoğurt, portakal suyu ve süt markaları kalsiyum takviyelidir. Genellikle biraz daha pahalıdırlar ve başka kaynaklardan aldığınız kalsiyum miktarı düşükse buna değebilir.
    Ek kalsiyum gerekir mi?
    Genel olarak, mümkün olduğu kadar çok kalsiyumu diyetinizden almanız daha iyidir. Ancak, yiyeceklerle gereken miktara ulaşamıyorsanız, ek kalsiyum farkı kapatmaya yardımcı olabilir. Osteoporozu önlemek için tavsiye edilen en yüksek ek doz günde 1000 ilâ 1200 miligramdır, bu 25 yaşında ve daha yaşlı insanlar için gereken miktarın çok az üzerindedir. Özellikle menopoza girdiyseniz, diyetiniz için gereken ek kalsiyum alma konusunu doktorunuzla görüşün.
    Ek kalsiyum desteği :
    Günlük besinleriniz arasında süt ve süt ürünleri fazla yer tutmuyorsa kalsiyum desteği almanız gerekir. Kalsiyum desteği alırken dikkat etmeniz gerekenler:
    -Küçük dozlarda alın, Her bir doz 600 mg ı aşmasın. Küçük dozlar daha iyi emilir.
    -Yemekle birlikte alın, Yemek yenilirken asit üretiminin uyarılması, kalsiyum emilimini artıran bir faktördür.
    -D vitamini ile birlikte alın, Bir multivitamin almıyorsanız kalsiyumun yanı sıra 200-400 IU D vitamini içeren bir kalsiyum desteği seçin.
    Yeterli kalsiyum alınması, kemik yıkımının yavaşlamasını sağlayarak osteoporoz riskini azaltacaktır. Kalsiyum ve D vitamini desteğinin yanı sıra düzenli ağırlık kaldırma egzersizleri yapılması kemikleri güçlendirecektir. Kadınlarda egzersiz ve yeterli kalsiyum alımı ile kombine edilen östrojen tedavisi, kemik erimesi ve kırıklara karşı en iyi savunmadır.
    Alıntı Alıntı

  18. #38
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Protezler
    Genellikle 40 yaş, insan organizmasında kemik sistemi için bir dönüm noktasıdır. Bu sebeple yaşlılarda bu noktadan sonra, bütün eklemlerde bir dereceye kadar artroz yani kireçlenme mevcuttur.

    Hareket insanı özgür kılan en önemli eylemdir. Sağlıklı hareket ise, ancak sağlıklı eklemlerle mümkündür. Eklemlerimizden herhangi birinin bozulması sonucu oluşan ağrı ve hareket kısıtlılığı sağlıklı yürüme eylemini engelleyen en önemli sebeptir.

    Artroz ve kireçlenme

    Artroz, eklem kıkırdağında aşınma ve eklem kenarlarında mahmuz şeklinde kemiksel büyümelerle karakterize bir eklem hastalığıdır. Görülme sıklığı yaşla artar.

    Sebepleri 2ye ayrılır

    1. Herhangi bir nedene bağlı artroz:

    Eklemlerdeki şekil bozuklukları, doğuştan veya sonradan olan eklem çıkıkları, kötü kaynamış kırıklar, iltihabi eklem hastalıkları ve eklemin aşırı kullanılması başlıca sebeplerdir.

    2. Sebebi bilinmeyen artroz:

    Bu grup, artrozların yüzde 80ini kapsamaktadır. Burada bazı riskler söz konusudur. Genetik yatkınlık, şişmanlık, yaş, kadın cinsiyet vb.

    Nasıl oluşur?

    Kıkırdağın protein yapısının çökmesi sonucunda kıkırdakta zamanla ödem, saçaklanma ve çatlamalar oluşur. Kıkırdaktaki aşınma subkondral kemik açığa çıkana kadar devam eder. Eklem kenarında kemikte dikenimsi çıkıntılar gelişir. Bunlar bazen kopar ve eklemde serbest hale gelirler. Zamanla eklemin şekli de bozulur.

    Orta yaş üstü bayanlar risk altında

    Daha çok orta yaşı geçmiş bayanlarda görülür. Yavaş ilerleyen, giderek artan ağrı ve hareket kısıtlanması vardır. Ağrı istirahatle azalır, hareketle artar, sabah sertliği olur. Travma ile şikayetler artar.

    Gecikme hastayı sakat bırakabilir

    Röntgen en önemli tanı aracıdır. Spesifik laboratuar tetkiki yoktur, eğer gerekirse ayırıcı tanı için kan tetkiklerine başvurulabilir. Ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerdeki şekil bozukluğu hastayı doktora getiren sebeplerdir. Büyük eklemlerdeki artroz hastayı sakat bırakabilir.

    Tedavi hastalığın evresine ve şiddetine göre değişir

    Koruyucu tedavi : Artroza sebep olacağı bilinen nedenler tedavi edilerek hastalığın gelişmesi önlenir. Artroz başlamışsa alınacak önlemlerle sadece ilerlemesi önlenir.

    Genel tedavi : Ağrılar sıcakta azalır, soğukta artar. Eklem sıcak tutularak veya soğuk uygulama yapılarak geçici de olsa rahatlık sağlanır. Çok ağrılı dönemlerde eklem tam veya kısmen istirahate alınır. Baston kullanmak, ağrılı dönemde uzun süre ayakta kalmamak ve yürümemek gerekir.

    İlaç tedavisi : Ağrıyı azaltıcı olarak kullanılır.

    Fizik tedavi ve rehabilitasyon : Şu amaçlar için kullanılır.

    Eklemlerin hareket kabiliyetini artırmak

    Eklem çevresi kaslarının gücünü artırmak

    Şekil bozukluklarını düzeltmek

    Hasta eklemlerin nasıl kullanılacağını öğretmek

    Ağrıyı azaltmak

    Cerrahi tedavi : Yukarıdaki tedavilerden sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gerekir. Ekleme etki eden yükü azaltıcı kemik ameliyatları, eklemin içini temizleyici ameliyatlar (artroskopik yıkama) ve eklem yüzlerinin suni eklemle değiştirilmesi ameliyatları hastaya göre planlanır.

    Son çare suni eklem: PROTEZ

    Artroz ileri dönemde ise bozulan eklemi protez ile değiştirmek etkin bir tedavi yöntemidir. Protez, ameliyatla yerleştirilen ve bir organın işlevini üstlenen malzemeye verilen addır. Yeni geliştirilen malzemelerin de varlığı ile protez ameliyatlarında başarı oranı yükselmiştir. Eklem yüzlerinin çıkarılarak, özel üretilmiş metal protezlerin eklem yüzeylerine giydirilmesiyle kemik sürtünmesi ortadan kaldırdığı gibi şekil bozukluğu da düzeltilmiş olur. Sonuçta suni eklem hastaya, ağrısız ve hareket edebilen yeni bir eklem sağlar. Protezlerin seviyesinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerde şekil bozuklukları düzelmekte, hastanın baston ve benzeri yardımcı malzemelere gerek kalmadan yürümeleri mümkün olmaktadır.
    Alıntı Alıntı

  19. #39
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Sırt ağrısı
    Eğer sırtınız ağrıyorsa, bilin ki yalnız değilsiniz. Her beş yetişkinden dördü, yaşamlarının bir döneminde en azından bir kere sırt ağrısı çektikleri bir dönem geçirmekteler. Aslında, sırtın alt bölgesindeki ağrı, Amerika Birleşik Devletleri�nde doktora gidilmesine neden olan sebeplerin beşinci sırasında yer almaktadır.

    Ayrica, sırt sakatlanmaları işle bağlantılı hastalıkların birinci sırasında yer almaktadır. Her ne kadar sırt ağrıları, ender olarak hayati tehlike arz ediyor olsalar da,üretkenlik kaybı, tıbbi masraflar ve çalışanların tazminatları için ödenen meblağlar Amerika Birleşik Devletleri�nde on milyarlarca dolara mal olmaktadır.

    Her ne kadarsırt ağrısı yaygın olarak görülse de egzersiz yapmak, yeni oturuş ve duruş yolları bulmak gibi basit önlemlerle, çoğu sırt ağrısının önüne geçebilmenizoldukça mümkündür. Sırtınızı daha önceden sakatlamış olsanız bile, sakatlanmanın yenilenmesinden sakınmanıza yardımcı olacak teknikler
    Alıntı Alıntı

  20. #40
    TÜЯK-TЄΛΜ Konuyu Başlatan KIBAR FEYZO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.01.2010
    Mesajlar
    12.485
    Konular
    1699
    Bu Mesajına
    0
    Toplam Teşekkür
    1.114
    Skolyoz
    Bir omurga deformitesi olan, genelde buluğ çağında ortaya çıkan ve bu nedenle de bir çocuğun omurgasının büyüme tamamlanıncaya kadar düzenli olarak kontrol edilmesini gerektiren skolyoz hakkında anne-babalar ne biliyor? Skolyozu yakından tanımak ve erken tespit etmek için...

    Yandan bakınca boyun ve belde ters C, sırt bölgesinde de C şekli doğal olandır. Bunun artış olanına kifoz yani kamburluk, yana doğru eğilmeye de skolyoz adı verilir. Skolyoz her yaşta olabilse de en sık bayanlarda ve ergenlik çağında rastlanır. Tedavide erken teşhis önemlidir. İlerlememiş olgularda daha başarılı sonuçlar alınır. Anne-babaların çocuklarının omurga gelişimine dikkat etmeleri, eğer böyle bir şüphe varsa da hekime başvurmaları gereklidir.

    Skolyoz

    Bel ve sırt bölgesinin eğriliği anlamını taşımaktadır. Omurganın üç boyutlu eğimidir. Normal omurga önden veya arkadan bakıldığında düzdür. Yine normal olarak yanlardan bakıldığında omurga göğüs bölgesinde, arkaya kifoz, bel bölgesinde lordoz doğru eğilimlidir. Skolyozda yukarıdan aşağıya bakıldığında tüm vertebralar sırt veya bel bölgesinde bir yöne doğru eğilmişlerdir. Omurganın merkezinden üstten aşağıya bakıldığında omurgaların bir kısmı bükülmüşlerdir. Bu da genellikle sağ kaburgaların çıkıntılı olması sonucunu doğurur. Skolyoz genelde buluğ çağında ortaya çıkan bir omurga deformitesidir. Skolyozda eğriliğin, aslında omurganın kendi etrafında dönmesi ile oluştuğuna inanılmaktadır.
    Alıntı Alıntı

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0